Ankara idari dava avukatı | ASG Hukuk ve Danışmanlık Bürosu olarak bu yazımızda, OHAL Komisyonu Kararı ile göreve iade olduktan sonra Araştırma Merkezine atanan memurların durumu hakkında değerlendirmelere yer vereceğiz.

Bir önceki yazımızda, göreve iade olan memurların haklarından ve özellikle de mali haklarından bahsetmiş, OHAL Komisyonu Kararı ile göreve iade sonrası ataması eski kadrosuna değil de Araştırma Merkezlerine yapılan memurların durumuna ise kısaca değinerek başka bir yazımızda ayrıntılı olarak yer vereceğimizi belirtmiştik.

Aşağıda, Araştırma Merkezlerine atama işleminin kanuni dayanağı, benzer konuda verilmiş Anayasa Mahkemesi kararı ışığında atama işleminin ve bu işlemin dayanağı kanun maddesinin Anayasa’ya uygunluğu ve idarenin takdir yetkisinin sınırları hakkında hukuki değerlendirmelerde bulunacağız.

Araştırma Merkezine Atama İşleminin Yasal Dayanağı

Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu, terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti, aidiyeti, iltisakı veya bunlarla irtibatı olduğu gerekçesiyle başka bir idari işlem tesis edilmeksizin doğrudan kanun hükmünde kararname hükümleri ile tesis edilen işlemlere ilişkin başvuruları değerlendirmek ve karara bağlamak üzere OHAL döneminde yayınlanan 02.01.2017 tarihli ve 685 sayılı “Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname” ile kurulmuştur.

685 sayılı KHK’nın Kararların uygulanması başlıklı 10. Maddesinde başvurusu kabul edilenler hakkında düzenlemelere yer verilmiş olup, bu madde çeşitli tarihlerde değişikliklere uğramıştır.

Bu maddenin ilk yayınlandığı halinde şu hükümlere yer verilmiştir:

“Kamu görevinden, meslekten veya görev yapılan teşkilattan çıkarılan ya da ilişiği kesilenlere ilişkin başvurunun kabulü halinde karar Devlet Personel Başkanlığına bildirilir. Bu şekilde bildirilen personelin atama teklifleri; statüleri, unvanları ve yürüttükleri görevler itibarıyla başka kurumlarda görevlendirilmeleri mümkün olmayanlar hariç olmak üzere daha önce istihdam edildikleri kurumlar dışındaki kamu kurum ve kuruluşlarında eski statülerine ve unvanlarına uygun kadro ve pozisyonlara Devlet Personel Başkanlığı tarafından ikamet ettikleri il dikkate alınarak onbeş gün içinde yapılır. Bu fıkra kapsamında kamu görevine iade edilmesine karar verilenlerden, yöneticilik görevinde bulunmakta iken kamu görevinden çıkarılmış olanların atamalarında, yöneticilik görevinden önce bulundukları kadro ve pozisyon unvanları dikkate alınır…”

Görüldüğü üzere düzenleme bu haliyle komisyonca kabul kararı verilen tüm kişiler hakkında statüleri, unvanları ve yürüttükleri görevler itibarıyla başka kurumlarda görevlendirilmeleri mümkün olmayanlar hariç olmak üzere daha önce istihdam edildikleri kurumlar dışındaki kamu kurum ve kuruluşlarında eski statülerine ve unvanlarına uygun kadro ve pozisyonlara atanmalarını öngörmekte ve bu durum da komisyon kararları neticesinde ihraç sebebi KHK’nın etkilerinin tam olarak ortadan kaldırılamadığını göstermekteydi.

685 sayılı KHK, 01.02.2018 tarihli ve 7075 sayılı Kanun ile değiştirilerek kanunlaştırılmış ve 10. Maddenin değiştirilen halinde şu hükümlere yer verilmiştir:

Kamu görevinden, meslekten veya görev yapılan teşkilattan çıkarılan ya da ilişiği kesilenlere ilişkin başvurunun kabulü hâlinde karar, kadro veya pozisyonunun bulunduğu kuruma, yükseköğretim kurumlarında kamu görevinden çıkarılan öğretim elemanları için Yükseköğretim Kurulu Başkanlığına bildirilir. Kamu görevine iade edilmesine karar verilenlerin eski kadro veya pozisyonuna atanması esastır. Ancak müdür yardımcısı veya daha üstü ile bunlara eşdeğer yöneticilik görevinde bulunmakta iken kamu görevinden çıkarılmış olanların atamalarında, söz konusu yöneticilik görevlerinden önce bulundukları kadro ve pozisyon unvanları dikkate alınır…”

Aynı Kanuna eklenen Geçici 3. Maddenin ikinci fıkrası ile de yukarıdaki değişikliği tamamlayıcı bir hüküm getrilmiştir. Bu hüküm şu şekildedir;

“Devlet Personel Başkanlığı tarafından kamu görevinden çıkarıldıkları tarihte kadro veya pozisyonunun bulunduğu kurumdan başka bir kuruma atama teklifi yapılanlar hakkında teklif işlemi 10 uncu madde esas alınarak yeniden yapılır.”

Eski haline nazaran bu metinde kabul kararı alanlar lehine çok önemli bir değişiklik yapılmış ve daha önce başka kurumlara ataması yapılmış olanlar da dahil kamu görevine iade edilmesine karar verilen herkesin eski kadro veya pozisyonuna atanması hüküm altına alınmıştır. Bu düzenleme ile komisyon kararı neticesinde ihraç sebebi KHK’nın etkilerinin büyük oranda ortadan kaldırılması sağlanmıştır.

Buna rağmen müdür yardımcısı veya daha üstü ile bunlara eşdeğer yöneticilik görevinde bulunanlar için yöneticilik görevlerinden önce bulundukları kadro ve pozisyonlara atanmaları sorunu bu maddede varlığını sürdürmüştür. Ancak aşağıda gerekçelerine ayrıntılı bir şekilde yer vereceğimiz üzere bu düzenleme Anayasa’ya aykırılık sebebiyle Anayasa Mahkemesinin 24.12.2019 tarihli kararı ile iptal edilmiştir.

Yaklaşık 2 Yıl süren OHAL Döneminin 18.07.2018 tarihinde sona ermesinden hemen sonra, 25.07.2018 tarihinde 7075 sayılı Kanuna “Türk Silahlı Kuvvetleri İle Genel Kolluk Kuvvetleri Personeli Ve Dışişleri Bakanlığı Diplomatik Kariyer Memurlarına İlişkin Kararların Uygulanması” başlıklı Madde 10/A eklenmiştir. 10/A maddesinin hükmü şu şekildedir:

“(1) Terör örgütlerine veya Millî Güvenlik Kurulunca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilmesi sebebiyle kamu görevinden, meslekten veya görevden çıkarılan ya da ilişiği kesilen subay, astsubay, uzman jandarmalar ile Emniyet Genel Müdürlüğünde emniyet hizmetleri sınıfına tabi olanlar ve Dışişleri Bakanlığı diplomatik kariyer memurlarından; haklarında mahkemeler tarafından göreve iade mahiyetinde karar verilenler ile Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu tarafından başvurunun kabulü kararı verilenlerden, eski kadro, rütbe veya unvanına atanması ilgili bakan onayı ile uygun görülmeyenler ilgisine göre Milli Savunma Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı bünyelerinde kurulan araştırma merkezlerinde bu madde esaslarına göre istihdam edilir.

(2) Birinci fıkra kapsamında bulunanlardan binbaşı ve üstü rütbelerde olanlar ile emniyet hizmetleri sınıfında bulunan her sınıftaki emniyet müdürlerinin atamaları araştırma merkezlerindeki araştırmacı unvanlı kadrolara, diğerlerinin atamaları ise Devlet Personel Başkanlığının görüşü üzerine ilgisine göre İçişleri Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı ve Milli Savunma Bakanlığı tarafından tespit edilen araştırma merkezlerindeki diğer kadrolara, kararların bildirimini takip eden otuz gün içinde ilgili bakan onayıyla yapılır…

(6) Bu madde kapsamına giren personel, önceki statülerinden kaynaklanan rütbe, unvan, kimlik ve sosyal haklarını kullanamaz, emniyet hizmetleri sınıfındakiler ile Dışişleri Bakanlığı diplomatik kariyer memurları hariç olmak üzere muvazzaf askerlik hizmetini yerine getirmiş sayılır…”

Bu düzenlemeden önce iade olan tüm kamu görevlilerinin eski kurumlarında görev alması sağlanırken, bu düzenleme ile birlikte Türk Silahlı Kuvvetleri İle Genel Kolluk Kuvvetleri Personeli Ve Dışişleri Bakanlığı Diplomatik Kariyer Memurlarından eski kurumlarındaki kadrosuna atanması uygun görülmeyenlerin Bakanlıklar bünyesinde kurulan Araştırma Merkezlerine atanması öngörülmüştür.

11.05.2019 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan İçişleri Bakanlığı Araştırma Merkezi Yönetmeliği ile birlikte İçişleri Bakanlığı bünyesinde görevli bahse konu unvandaki bir kısım personel fiili olarak Araştırma Merkezlerine atanmaya başlamıştır.

Benzer Kanuni Düzenlemeler Hakkındaki Anayasa Mahkemesi Kararları

Karar 1

7075 sayılı Kanunun 10. Maddesinde yer alan “…Ancak müdür yardımcısı veya daha üstü ile bunlara eşdeğer yöneticilik görevinde bulunmakta iken kamu görevinden çıkarılmış olanların atamalarında, söz konusu yöneticilik görevlerinden önce bulundukları kadro ve pozisyon unvanları dikkate alınır…” cümlesi, görülmekte olan idari davalar sırasında iki yerel mahkeme tarafından (Manisa 1. Ve Ankara 11. İdare Mahkemeleri) somut norm denetiminden geçmek ve iptal edilmek talebiyle Anayasa Mahkemesine gönderilmiştir.

Anayasa Mahkemesinin başvuru konusu kuralın iptaline karar verdiği 24/12/2019 tarihli ve 2018/159 E.; 2019/93 K sayılı kararı incelendiğinde;

Başvurucu yerel Mahkemelerin başvuru gerekçesi “…itiraz konusu kuralın, …Komisyon kararıyla tekrar kamu görevine iade edilen kamu görevlilerinin görevden çıkarılmadan önceki görevlerine dönme hakkını nesnel ve somut bir sebep bulunmaksızın ortadan kaldırdığı, kişilerin ehliyet ve liyakat ilkeleri kapsamında hukuka uygun bir şekilde elde ettikleri görevlerde çalışmasına engel olduğu, bu durumun hukuk devletinin temel ilkeleri olan kazanılmış hakların korunması ve hukuk güvenliği ilkelerini ihlal ettiği, aynı ortamda çalışanlar arasındaki malî ve sosyal dengeyi bozarak çalışma barışını olumsuz etkilediği belirtilerek Anayasa’nın 2., 5., 10. ve 49. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.” şeklindedir.

Sonuç olarak iptal kararının gerekçesinde ise;

  1. Kamu görevlilerinin yönetici kadro veya pozisyonlarına veya bu görevlerden alınarak başka bir kadroya atanmasına yönelik düzenlemeler kişilerin kariyerlerini etkileyeceği gibi meslek hayatında üçüncü kişilerle kuracağı ilişkiler ve bu kişiler nezdindeki itibarı üzerinde de etkili olabilir. Dolayısıyla kişilerin kariyerlerini önemli ölçüde etkileyen düzenlemelerin özel hayata saygı gösterilmesi hakkına sınırlama oluşturacağı açıktır….
  2. Anayasa’nın 13. maddesinde “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.” denilmektedir. Anayasa’nın anılan maddesi uyarınca temel hak ve özgürlükler, yalnızca Anayasa’nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak sınırlanabilir. Ayrıca getirilen bu sınırlamalar demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.

  1. …Komisyon tarafından yapılan değerlendirme sonucunda söz konusu örgüt, yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti, aidiyeti, iltisakı veya bunlarla irtibatı olduğuna karar verilenler yönünden başvurunun reddine; üyeliği, mensubiyeti, aidiyeti, iltisakı veya irtibatı olmadığına karar verilenler yönünden ise başvurunun kabulüne karar verilecektir.
  2. OHAL KHK’ları ile kamu görevinden çıkarılanların çıkarılma sebebi, bu kişilerin terör örgütlerine veya sözü edilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti, aidiyeti, iltisakı veya bunlarla irtibatının bulunmasıdır. Komisyon, kamu görevinden çıkarılanlar tarafından yapılan başvuruları sebep unsuru yönünden değerlendirecek ve kamu görevinden çıkarma koşullarının oluşmadığı durumlarda başvurunun kabulüne karar verecektir. Bu durumda Komisyona yapılan başvuruların kabulü, kamu görevinden çıkarılanların terör örgütlerine veya sözü edilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti, aidiyeti, iltisakı veya bunlarla irtibatı bulunmadığı anlamına gelmektedir.
  3. Komisyon kararıyla kamu görevinden çıkarma işleminin sebep unsuru tamamen ortadan kalktığı hâlde yönetici pozisyonunda iken kamu görevinden çıkarılan ve Komisyon kararı sonrasında yeniden kamu görevine dönen kişilerin atanmasında yöneticilik görevlerinden önce bulundukları kadro ve pozisyon unvanlarının dikkate alınmasını öngören kural, bu kişilerin üyelik, mensubiyet, aidiyet, iltisak veya irtibatlarına dair şüphelerin tam olarak ortadan kalkmadığı izlenimini oluşturmaktadır. Bu durum, kişilerin meslek hayatlarında kişisel gelişimlerinin, üçüncü kişilerle olan ilişkilerinin ve itibarlarının olumsuz şekilde etkilenmesine sebebiyet verebilir.

  1. Bu çerçevede kuralda terör örgütlerine veya devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna Millî Güvenlik Kurulunca karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti, aidiyeti, iltisakı veya bunlarla irtibatı bulunmadığı kabul edilen bu kişilerin yöneticilik görevlerine atanmamasına neden olabilecek fiili veya hukuki bir zorunluluk belirtilmeden, kişilerin anılan görevlere atanması yönünde idareye bir takdir yetkisi tanınmadan ve emredici bir hükümle anılan kişilerin zorunlu olarak yöneticilik görevlerinden önceki görevlere atanacağının öngörülmesinin kamu hizmetinin etkin ve sağlıklı bir biçimde yürütülmesi amacını gerçekleştirmek bakımından zorunlu bir toplumsal ihtiyaca karşılık gelmediği anlaşılmaktadır. Anılan kişilerden yönetici olarak istifade edilmesi kamu hizmetinin etkin ve sağlıklı bir biçimde yürütülmesi amacını gerçekleştirmek bakımından daha yararlı görülmesi durumunda bile kural uyarınca kategorik olarak bu kişilerin yöneticilik pozisyonunda değerlendirilmesi mümkün olmayacaktır. Bu anlamda kuralın anılan amaca ulaşılması bakımından elverişli bir araç öngörmediği de açıktır.
  2. Bu yönleriyle kuralla özel hayata saygı gösterilmesi hakkına getirilen sınırlama demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olmadığı gibi ölçülülük ilkesini de ihlal etmektedir.
  3. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 13. ve 20. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.”

Özet olarak diyebiliriz ki, kararın tamamı incelendiğinde Anayasanın 20. Maddesi gereğince öngörülen “Özel Hayata Saygı” hakkının önemine vurgu yapılmış, ancak bu hakkın sınırsız olmadığından ve Anayasa’nın 13. Maddesinde yer alan koşulların sağlanması halinde bu hakka müdahale edilebileceğinden bahsedilmiştir. Sonuç olarak Anayasanın 13. maddesinin “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.” hükmü bağlamında itiraz konusu kuralın kamu hizmetinin etkin ve sağlıklı bir biçimde yürütülmesi amacını gerçekleştirmek bakımından zorunlu bir toplumsal ihtiyaca karşılık gelmediği, kuralın anılan amaca ulaşılması bakımından elverişli bir araç öngörmediği ve bu sebeplerle ölçülü olmadığı belirtilmiştir.

Anayasa Mahkemesinin ileri sürülen gerekçelere dayanma zorunluluğu olmadığı için kuralı ilgisi nedeniyle ilk olarak Anayasa’nın 13. Ve 20. Maddeleri kapsamında “özel hayata saygı hakkı” çerçevesinde incelemiştir. Sonuç olarak kuralın bu hakkı ihlal ettiğine karar verdiği için ayrıca Anayasa’nın 2., 5., 10. ve 49. maddeleri yönünden, yani “Kanun önünde eşitlik” ve Çalışma hakkı” yönünden inceleme yapmaya gerek görmemiştir.

Araştırma merkezine atama yapılmasını öngören kanun maddesinin de aynı gerekçelerle Özel Hayata Saygı hakkına müdahale oluşturduğu iddia edilebilir. Zira idareye verilen takdir yetkisinin hangi nesnel kurallarla uygulanması gerektiği açıkça belirtilmemiştir. Bir zamanlar üniformalı görevleri icra eden asker ve polis şahısların veya Dışişleri Bakanlığı kariyer memurların sivil görevlere alınması üçüncü kişiler nezdinde itibarlarının sarsılmasına sebebiyet verebilir ve bu bir anlamda rütbe tenzili cezası olarak görülebilir.

Öte taraftan OHAL Komisyonunun iade kararıyla birlikte ilgili KHK’ların sebep unsuru ortadan kalkan herkes eski görevine atanırken bir kısım personelin Araştırma Merkezine atanması kuralının “Kanun önünde eşitlik” ve Çalışma hakkının” ihlali anlamına geldiği iddia edilebilir.

Karar 2

06.03.2014 tarihinde İdari Yargılama Usulü Kanununun Kararların Sonuçları Başlıklı 28. Maddesine eklenen “Kamu görevlileri hakkında tesis edilen atama, görevden alma, göreve son verme, naklen veya vekaleten atama, yer değiştirme, görev ve unvan değişikliği işlemleriyle ilgili olarak verilen iptal ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin mahkeme kararlarının gereği; dava konusu edilen kadronun boş olması halinde bu kadroya, boş olmaması halinde ise aynı kurumda kazanılmış hak aylık derecesine uygun başka bir kadroya atanmak suretiyle yerine getirilir…”cümlesi, görülmekte olan idari davalar sırasında üç yerel mahkeme tarafından (Ankara 11., Kocaeli 2. Ve Samsun 1. İdare Mahkemeleri) somut norm denetiminden geçmek ve iptal edilmek talebiyle Anayasa Mahkemesine gönderilmiştir.

Anayasa Mahkemesinin başvuru konusu kuralın iptaline karar verdiği 25/11/2015 tarihli ve 2014/86 E.; 2015/109 K sayılı kararı incelendiğinde;

Başvurucu yerel Mahkemelerin başvuru gerekçesi “…kamu görevlilerinin atanmaları, terfi işlemleri ve yer değiştirmeleri gibi işlemlere ilişkin olarak yapılan düzenlemenin, idari yargı yerlerine açılan davalarda verilen kararların yerine getirilmemesi sonucunu doğuracağı, bu durumun hukuk devletinde mahkeme kararlarının uygulanmasının zorunluluğu ilkesiyle çeliştiği, ayrıca kuralların kamu görevlileri arasında eşitsizliğe neden olacağı, hakkın özünü ihlal ettiği ve ölçüsüz bir düzenleme olduğu belirtilerek kuralların,  Anayasa’nın 2., 10., 13., 36., 125. ve 138. maddelerine aykırı  olduğu ileri sürülmüştür.” şeklindedir.

Sonuç olarak iptal kararının gerekçesinde ise;

“…

  1. İdare hukukunda verilen iptal kararlarında dava konusu idari işlemin, tesis edildiği tarihten geçerli olmak üzere hukuksal varlığına son verilmekte, işlemin tesis edildiği tarihten önceki hukuki durumun geçerliği sağlanmaktadır. Böylece, hukuka aykırı olduğu belirlenmiş olan idari işlemin bütün sonuçları ile ortadan kaldırılarak hukuk düzeninin korunması amaçlanmaktadır…
  2. Hukuk devleti ilkesi, vatandaşların hukuki güvenlik içinde bulundukları, devletin hukuk kurallarıyla bağlı olduğu bir sistemi ifade etmekte olup devletin hukuk kurallarına bağlılığını sağlayacak en önemli mekanizma, idarenin yargısal denetimidir. İdare karşısında bireylerin hak arama özgürlüğünü kullanmaları, idarenin eylem ve işlemlerinin yargı denetimine açık olmasına bağlı olmakla birlikte bu husus, tek başına hukuk devleti ilkesi bakımından yeterli değildir. Hukuk devletinin gerçekleşmesi için aynı zamanda idarenin yargı kararlarına uyması ve bu kararların gereklerine göre işlem ya da eylemde bulunması zorunludur. İdarenin, yargı kararlarını uygulamaması durumunda, hukuk devleti ilkesinin varlığından söz edilemez.
  3. Anayasa’nın 138. maddesine göre yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır. Bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez. Buna göre, idare bağlı yetkiye sahiptir. İdarenin, yargı kararlarını uygulayıp uygulamama konusunda takdir yetkisi bulunmamaktadır. Bunun yanında idare, yargı kararını uygulamayı herhangi bir koşula da bağlayamaz. Aksine bir yaklaşım, iptal kararı ile ortadan kaldırılan işlemin sonuçlarını geçerli kılmak anlamına gelir. İdare iptal kararının gereğine göre yeni bir işlem yapmak ve iptal edilen işlemden doğan sonuçları ortadan kaldırmakla görevlidir. İdarenin başkaca bir tercih ve takdir hakkı yoktur.
  4. Kuşkusuz, ilgililerin atama ve benzeri işlemlere karşı dava açmalarının nedeni, tesis edilen işlemin hukuka aykırı olduğunu ileri sürmek ve yargı kararı ile dava konusu işlemin hukuka aykırılığının tespiti halinde önceki görevlerine dönebilmektir. ..Dolayısıyla yargı kararlarının uygulanmasının bu şekilde kadronun boş olması koşuluna bağlanmış olması hak arama özgürlüğünü etkisiz hale getiren ölçüsüz bir sınırlamadır. Kural idarenin yargısal denetimini ve hak arama özgürlüğünü etkisiz bırakacağından, hukuk devleti ilkesine aykırılık oluşturduğu gibi idarenin bütün işlemlerinin yargı yoluyla denetlenmesi ve yargı kararlarının bağlayıcılığı ilkelerini de ihlal etmektedir.
  5. Açıklanan nedenlerle itiraz konusu üçüncü cümle Anayasa’nın 2., 13., 36. ve 138. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.”

Özet olarak diyebiliriz ki, İYUK md. 28’e eklenen kuralın yargı kararlarının uygulanması açısından bazı şartlar getirmesi adil yargılanma hakkının unsurlarından olan hak arama özgürlüğüne, hukuk devleti ilkesine, idarenin bütün işlemlerinin yargı yoluyla denetlenmesi ve yargı kararlarının bağlayıcılığı ilkelerine aykırı bulunmuştur.

Anayasa Mahkemesinin iptaline karar verdiği bu kural Mahkeme kararlarının uygulanması ile ilgili olup OHAL Komisyonu kararlarının sonuçlarını konu almamaktadır. Ancak OHAL KHK’larına karşı doğrudan doğruya dava açma yolu kapalı olduğu için hak arama hürriyeti adına ekili bir başvuru yolu olarak sunulan OHAL Komisyonun, kararlarının da sonuçları itibariyle en az idari yargıda verilen iptal kararlarının sonuçları kadar etkili olması gerektiği değerlendirilmektedir.

Emniyet Personeli Açısından Geçmiş Tarihte Getirilen Benzer Bir Düzenleme

2015 yılında 3201 sayılı Emniyet Teşkilatı Kanuna eklenen geçici bir maddeyle bir kısım Emniyet personeli başka kurumlarda durumlarına uygun kadrolara atanmışlardır.

Buna göre 27/3/2015 Tarihli Ve 6638 Sayılı Polis Vazife Ve Salâhiyet Kanunu, Jandarma Teşkilat, Görev Ve Yetkileri Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun nun 33. Maddesi ile 3201 sayılı Emniyet Teşkilatı Kanunu’na eklenen geçici 28. Madde disiplin kurullarınca meslekten veya Devlet memurluğundan çıkarma cezasıyla tecziye edilmesi gerektiği hâlde 657 sayılı Kanunun 127 nci maddesine göre ceza verme yetkisi zamanaşımına uğradığı için cezalandırılamayan Emniyet Teşkilatı mensuplarının, başka kamu kurum ve kuruluşlarına atanmalarını öngörmekteydi.

Bu kanun maddesinin gerekçesine https://mevzuat.tbmm.gov.tr/ adresinden bakıldığında işledikleri fiiller nedeniyle emniyet hizmetlerinde çalışmaya devam ettirilmeleri kamu güvenliği bakımından sakıncalı olan personelin başka kurumlara atamasının öngörüldüğü anlaşılmaktadır. Emniyet Teşkilatının özel yapısı ve hassas bir kurum olması sebebiyle ihraç olmayı gerektirecek fiileri işledikleri yapılan soruşturma sonucu sabit görülen bir kısım personelin başka kurumlara atamasının yapılması ölçülü bir tedbir olarak görülebilir.

Ancak https://mevzuat.tbmm.gov.tr/ adresinden 7075 sayılı Kanuna eklenen 10A maddesinin gerekçesine bakıldığında sadece kanun metninin yazılmasıyla yetinildiği ve OHAL Komisyonu kararıyla terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti, aidiyeti, iltisakı veya bunlarla irtibatı olduğuna dair bir tespit bulunmadığına karar verilen personelin Araştırma Merkezine atanmasını öngören kural hakkında özel bir gerekçe yazılmadığı görülmektedir.

İdarenin Takdir Yetkisinin Sınırları

Başvurunun kabulü kararı verilenlerden, eski kadro, rütbe veya unvanına atanması ilgili bakan onayı ile uygun görülmeyenlerin araştırma merkezlerinde istihdam edilmesi öngörülmüş ve bu kapsamda ilgili bakanlığa takdir hakkı verilmiştir.

Ancak Danıştay’ın vermiş olduğu birçok kararda da görüleceği üzere takdir yetkisi mutlak ve sınırsız değildir. Hukukun genel ilkeleri ile kamu yararı ve hizmet gerekleri ölçütü sınırları içerisinde bulunmalıdır.

Bu nedenle idare Araştırma Merkezine yapılan atama işleminin nesnel ve somut gerekçelerini ortaya koyabilmelidir. Diğer bir deyişle eski kadro, rütbe veya unvanına atanması uygun görülmeyenlerin diğerlerinden ne gibi farkları bulunduğunu ve personel ihtiyacı olması sebebiyle her yıl ilk atama yoluyla personel alımı yapan idarelerin, bir kısım tecrübeli  personeli bünyesinde istememesinin kamu yararı ve hizmet gereklerine uygunluğunu izah edebilmelidir.

Sonuç olarak;   

Araştırma merkezine yapılan atamalar sonrasında bazı özlük haklarında da kayıplar yaşanacağı öngörülmektedir. Bu konu hakkındaki yazı serimizin devamında özlük haklarında meydana gelen kayıpları ele almak üzere bu yazımızı burada sonlandırıyoruz.

Sonuç olarak Araştırma merkezine ataması yapılan personelden bu işlem sebebiyle maddi ve manevi bazı menfaatlerinin ihlal edildiğini düşünenlerin atama işleminin kendilerine tebliği edildiği tarihinden itibaren  60 (altmış) gün içerisinde idari dava açmaları gerekmektedir.

ASG Hukuk ve Danışmanlık Bürosu| Ankara idari dava avukatı olarak, dilekçelerinizin her türlü başvuru yoluna uygun şekilde hazırlanmasında veya davanızın etkin bir şekilde sonuçlanmasında her türlü hukuki desteğe hazırız. Uzman idari dava avukatlarımızdan yardım olmak için bizimle iletişim kurabilirsiniz.

CategoryAdvice
Yorum Yazın:

*

Your email address will not be published.

Call Now Button
Bize sorun
Merhaba! Nasıl yardımcı olabiliriz...